41 kişi kendisini tutuyor, 1 arkadaşı var.
pekilerim...
kabul ettiğimden öte/
itirazlarım...
kırık bir gülümseyiş kadar belirgin
yüz/ haLtlarımda...
değersiz bir toz gibi dağıldı yüzüme,
gölgeli sözlerin...
can bulup/
can anlsınlar diye....
iyi bir şey söyledin sanırım...
o kadar iyi ki seni ayağabile kaldırmıştı,
güzeldin...
ıslanmış bir ÖğledenSonraya benziyordun,
....
çabuk, cevap arayan yüzler vardır...
çabuk öğrenen...
seven hemen ve çok çabuk...
gömülmüş anılar buluyorum iç çeplerimde,
hergün biraz daha kırmızı...
her gün bir fotoğraf karesi kadar belirgin...
suratsız iki gövdenin bir birine dokunacağı rezil bir düzlük bizimkisi...
arkamızda hemen omuzunda bir adamın ve çercevelenmiş bir potre / tanrı değil mi...
ve sen sormuştun hatırla...
"hiç aramıyor beni ve ben yenemiyorum kendimi"
benzer rüyalar görenler vardır...
aynı şarkıyı sevenler
ve aynı filmin aynı karesinde bir birini özleyenler...
hayat kuralsız bir denge biçimi, ipin üstündeki olduğunu mu düşünüyorsun
yoksa bir izleyeci mi? ben ipin var olduğunu biliyorum sadece... yerlerine çekilmiş gölgelerin var olduğunu bildiğim gibi... beni her an sokakta izleyen gözlerin var olduğunu bildiğim gibi...
sırt çantamda büyük haritalar taşıyorum...
topraksız bir göç bulabilmek için
sırt çantamda sudan yoksun denizler bulmak için...
mümkün mü?
"serçeparmağı kırılır yazgının!
ve bir mimik kadar can yakıcıdır sıcağı..."
iyi bir şeyi hatırla...
gölgelerimizi sürtüyorduk taşlara...
yıldız kaydı önce/
sonra devrildi bedenlerimiz...
bir deprem gibi çekildim oyuklarına...
Küskün bıraktığımız bir mevsimin ardından, sabaha ve hayata uyanan ve aslında bir kere bile aynaya bakmadan. Ertelediğimiz her şey için durgun bir sessizlikte konuşmaya başlamıştı bile dokunuşlarımız.
Çoktan bir odanın çapraz köşelerine çekilmiş ve aramızdaki çekimi yine aramızda olan her şeyle tarif etmeye çalışıyorduk.
(Bir aşktan daha beteri o aşkın metalaşmış olmasıdır. Bunu odalara /raflara sakladığımız izleri buldukça anlayacaktık)
Bir günaydın kadar an içerisinde gülmüştü gözleri, bu öfkeyi bir çocukluk oyununa çevirmiştik sanki.
- Bardak beyefendiye sorar mısın akşam kaçta dönecekmiş?
- Tuzluk küçük hanıma her zamanki saatte döneceğimi söyler misin ?
- Çatal küçük hanıma bu gün çok güzel olduğunu söyler misin?
- Bıçak beyimize benim her zaman güzel olduğumu söyle lütfen….
…
Bir çocukluk oyunuydu bu ilkokul sıralarında başlayan, ben sana anlatmıyorum ki Ayşe ye anlatıyorum bir kere hıh! la devam eden…
Ben sana anlatmak, beni seni anlamak, ben seninle sende anlaşılmak, sadece seninle ve sen gittiğinde anlamsızlaşmak saçmalamak, salaklaşmak istiyorum…
Bunu istediğimi söyledin mi yüzüme çarpan kapı!
Rüzgâr hiçbir erkeğin saçlarını tarif etmek için yetmez, rüzgâr var etmez çünkü hiçbir erkeğin saçını, bütün kadınların saçlarının toplamına eşittir mesela en büyük kasırgalar, keza bilirsin hiçbir gök olayı ilgilenmez kasıklarımla. Bir dürtü bu camdan izlerken arabaya bindiğin anda dağılan saçlarını, yakan/ yakalayan bir dürtü… Hepsi bu.
Rüzgârlı bir günde elma şekeri yemeye çalışan bir kız çocuğunun hüneriyle ve küskün bir günde sen giyinmek için ceketini uzanırken askıya uzanı vermiştim çoktan boynuna. İçimde bir vampir dürtüsü her an (ağlaya bilirim/ kokun) ısıra bilirim “kes şunu” dediğin anda.
Ve lakin benim içimdeki dürtü genzimi zorluyordu. Genzim ateşler içinde yutkunurken duyula bilinirdi sesim. Sesimin kırıklığı. İşte budur dedim… Bir kadının sesinin kırılması, Yutkunduğunda çıkan o şiddet. Burnumun ucu sızlıyor farkında mısın?
Orada mısın? Odanda bir masanın üstündekilerle hayatı tarif etmekte misin?
Yoksa ofisinde mi? Mağaralardan çıkan bir neslin mağaralara döndüğü yerde misin?
Avcılık ve toplayıcılık yasasına göre ilk kural ihlalisin farkında mısın?
Hem avlayan ki şimdi kurbanından arta kalanları kemiriyor yalnızlık.
Hem avlanan ki şimdi yani hemen şimdi başlayacak ve kurban edilecek ellerin dokunuşlara.
Toplayan evet sen sadece toparlanan olmalısın, yeni aldığın mavi gömleği unutan ahmak. Kokusunu unutan gör-ebe!
İlk kural ihlalisin elmanın çekirdeklerini de yemekle başlayan farkında mısın?
İhaleler peşinde koşup duran ömrünü, toptan niyetine bilmem kaç taksitle ödüyorum şimdi, bu son farkında mısın?
Önümüzdeki ay senin bir üst modelini almayı düşünüyorum, daha az ağlayan/ daha az konuşan / daha az küsen/ daha az… Bilmem farkında mısın hep senden az… Sen diye alıp durduklarım çarşı pazardan. Senden az olmalı, sen diye konuşa bileceğim bütün sesler.
Bütün sesler önce sana dokunurdu farkında mısın?
Çayın kaynayışı, açık unutulan bir camdan taşan hayat, araba alarmları, kapı zilleri, saat tik-takları… Yani bütün sesler işte…
Sesim!
Sesim kırıldı artık farkında mısın?
Artık…
Tanımlarımı yeniden yapıyorum, bir şeyi tanımlamak o şeyi aşağılamaktır demiştim sana hatırla… Ağzından çıkan ağırlıklarla anlatmaya çalıştıkça yaşadığını aslında hiçbir şey yaşayamayacağını ve… Sadece yaşamak zorunda olduğunun ve aslında her şeyin tamda olması gerektiği anda/ olması gerektiği yerde/ olması gerektiği gibi…
Olduğunun farkında mısın?
Solgun bir resmi geçitin her gece / gecelerce gelip gözlerine dayandığının ve senin tüm bunlara bir anne, bir kadın, bir hayal perest olarak dayandığının farkında mısın?
Tırnaklarını yemeye başladığın ilk gün, kendini tüketmek istediğini ve tüketimin sosyo-ekonomik boyutlarıyla iç/ dış borçlarıyla şiddetlendiğinin. Ki sen benim gibi tamda parmak uçlarım gibi birden bire uyanmak ve “uçmama izin ver “ der gibi… İçindeki boşluğu, borçluymuş gibi her et ilimciye ve çapkın gülenlerin önünden geçerken bir memurun mahcupluğu kadar ödediğinin ve kendinle ödeşmek için ve katlanmak için çokça katlana bilir portatif hayatının daha çok tükettiğinin farkında mısın?
Senin yüzünde ne var biliyor musun? Cüzdanında etkinliklere ve sosyal debelenmelere katılım kartları ki tamda ne olduğunu anlatan kimliğinin hemen yanında ve hiç birine vakit bulamayan… Yüzünde kuş meraklısı bir kedinin balkon sefası var… Pis pis sırıtan ama hiçbir zaman dokunamayan.
Bunun senin ruhuna dokunduğundan ve büyük telaşlarda adam olduğundan, panik-atakların olmuş diye bilir çıkardığı “hımm” sesi ve “ sizin çocukluğunuza inmeliyiz” gerzekliği ile binaların içindeki ofisinden içimdeki binaları görebilen bir ahmak. Tamam, kabul sende de benim gibi herkes gibi bir anormallik var.
Şu ceketini alıp gittiğin gün, tuzluğun küs diyalogumuza aracı olduğu ve bana söylediği “ her zamanki saatte geleceğim” diye söylediği gün. Odaya sana söylemesi için not bırakmıştım aldın mı?
Al mı(ş)ydın/ alışmış mıydın yoksa çoktan.
Alınmış mıydım bu umursamazlığından…
Yani kelimeler işte hepsi… hepsi…
Büyük bir oyunun sendeki kayıp puzzelı…
Bak ne diyeceğim iyi dinle bu sefer sen iyisi mi yine gel aynı saatlerde gel.
Beni gör.
Ben seni görmüş olayım.
Konuşma hayır hiç konuşma…
Kelimeler kirletir seni!
Sonra git, bütün “sonra”ların giden bir şey olduğunu / gitmenin ilk koşulunun bir önce ile çiftleşmek olduğunu göreyim.
Sonra git… Sonranın gitmiş olduğunu da göreyim.
Ve hemen arkandan bir anons sesi yükselsin yine…
“ İlaç saati ” !
hep az sey anlatan eğlencli profil olusturmak istemısımdır
profilime koydugu muzıgımle yazdıklarımla şebek fotograflarımla
insanlar pozitif enerji alsın fena mı
ama yıne de takdır edıyorum tıklayınca titretici bir müzik giren profilleri
ben yapmıycam
ben kapılırım ben titrerim cunku 24 saat
güzeldi
Ellerime bakıyorum, çizgilerde arıyorum
Cevabı bu değil
Ağlıyorum ve bilmiyorum
Gökyüzünü seyrediyorum
Cevabı arıyorum
Ben özgürüm, özgür olmak için
Yalan söylemiyorum
Sadece kendim olmak istiyorum... kendim..
Şimdi içimdeki çarpıntı soğuk bir ayaz gibi
Ben asla içimde ve etrafımda hiç böyle hissetmedim.
Vücudumu taşıyarak başka dünyaya getirdim
Biliyorum, yaşıyorım... ama bir kaya gibi aşağıya düşüyorum
Gökyüzüne bakıyorum
Yağmuru hissedemiyorum
Şimdi üzerime düşüyor
Uçmak sadece uçmak istedim
Hayatım boyunca..
Bazen yalnız ağlıyorum
Ama biliyorum tek değilim
Ben burdayım ve başka birgün gitmiş olabilirim
Ölmek istemiyorum.
Lütfen geldiğimde burda ol, ağlama lütfen..
|
|
NeoTripist1 üyesi var. üyelik serbest. |